En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır...
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür
Sen
yeter ki koru yuregini ve yureginde tasidigin sevda duygusunu.
Elbet bitecek
gunese hasret gunler. Ve o zaman kutuplarda yetisen ciliz ve minik
bitkiler degil, gunesin cicekleri dolduracak yuregini...
şşşş ben sana bişey getirdim
yıllar sonra hani
sen benden istemiştin yaa
şimdi ben geri sitiyorum :))
şaka len şaka sende kalsın başımın gözümün sadakası olsun :D
dinlerken beni hatırla
yada takarken falan işte :))
eger ıkıncı kısıyı bulursam beraberce anıcamız tek ınsansın cnmcımm mucuruk kocaman
? peki.. :)
yalasın saclarını her daim Karadeniz'in hırcın dalgalarından muctehiz rugarlar
Bilerek mi yanına almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı çukuru
Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur
işim gücüm budur benim,
gökyüzünü boyarım ben her sabah,
hepiniz uykudayken,
uyanır bakarsınız ki mavi.
deniz yırtılır kimi zaman,
bilmezsiniz kim diker:
ben dikerim.
dalga geçerim kimi zaman da,
o da benim vazifem:
bir baş düşünürüm başımda,
bir mide düşünürüm midemde,
bir ayak düşünürüm ayağımda,
ne halt edeceğimi bilemem......
ERKEK: On yıl oluyor sen öleli.Yalnızca bir hikâye bu. Senin hikâyen. Benim hikâyem. KADIN: Ölmek Bir Sanattır herşey gibi eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi Öyle ustaca ki insana korkunç geliyor Öyle ustaca ki insana gerçeklik duygusu veriyor. Bu konuda iddialıyım sanırım. ERKEK: kendini bulurdun kırmızıda Bense acısını duyardım-kabuk bağlamaya başlayan Bir yaranın üzerinde sargı bezinin keskin kenarı gibi İçindeki damara dokunabilirdim, o kabuklu pırıltıya.
KADIN: Yaralarıma bakmanın bir ücreti var
Nabzımı yoklamanın
Gerçekten atıyor kalbim.
Kararlıydım ikincisinde sonunu getirmeye ve geri dönmemeye
Bir deniz kabuğu gibi
Bu üçüncü şimdilik
Ne aşağılık iş
Yok etmek her on yılı
ERKEK: Birdenbire okuyorum bütün bunları
Senin kendi sözcüklerini, yükselip
Boğazınla dilinden sayfalara geçen
Tıpkı yıllar önce kızının
Sessiz evde
Yalnız başıma çalıştığım odaya
Havada yürürcesine girip yüzüme bakarak
Şaşkınlık içinde
“Baba, annem nerede?” diye sorması gibi.
KADIN: Kapar açık kalmışsa gözlerin
Ve eriyip gider kederinden
Yeni bir parti çıkarmak üzereyiz tuzdan
Bakıyorum çırılçıplaksın
Bu elbiseye ne dersin?
ERKEK: Beyninin haritasında hâlâ kara lekeler.
Geri çekilirken düşmana bırakmamak için
Yaktığın yerleri gösteren.Ve sözcüklerin
Yüzlerini ışıktan kaçıran
Parmaklarıyla bastırarak fırlamış barsaklarını.
KADIN: Bak gene yaptım işte
Her on yılda bir
Nasılsa buluyorum bir yolunu.
Ve ben gülümseyen Kadın
Daha otuzunun baharında
Kedi gibi dokuz canlı.
“Deliği açıyorum, ama ya matkap kırılıyor ya da ben yeterince derine inmek yürekliliğini gösteremiyorum.Ya gücüm yok ya da deliği daha derinleştirmem gerektirdiğini anlayamıyorum: Matkabı çekiyorum ve fazladan başdöndürücü bir adım atmıyorum. Matkabı çekiyorum ve hoşnut olduğumu belirtiyorum.
Bu, yaratıcılık yorgunluğunun kesin bir belirtisi ve aşırı tehlikeli, çünkü CANI ACITMIYOR.”
acini alir içinden
yakar küle çevirir
savurur duman gibi dagitir
mutluysan eger
izin vermez kendine saklamana
baslarsin anlatmaya
paylasmaya
yoksa eger yaninda
utana sikila istersin baskalarindan
sicak dostluklar kurdurur insana
canimimi esirgiyecegim senden
al senin olsun
hiçbir zaman vazgeçmem senden
en sadik dostum
sigara